Sınav yaklaşırken kalbin hızlanıyor, zihnin senaryolar yazıyor, odak dağılıyor mu? Birçok kişi
sınav kaygısını tamamen yok edilmesi gereken bir problem gibi görür. Oysa kaygı çoğu zaman
düşman değil, bedenin ve zihnin verdiği bir sinyaldir.
Kaygının temel mesajı genellikle şudur: “Bu benim için önemli.”
Sorun kaygının varlığı değil, yönetilemeyen hale gelmesidir.
Dinamik psikoloji açısından bakıldığında sınav kaygısı yalnızca sınavla ilgili olmayabilir.
Başarısız olma korkusu, eleştirilme endişesi, değer görme ihtiyacı, hata yapmaya tahammül
edememe ya da çocukluktan gelen “başarırsam sevilirim” inançları bu kaygının arkasında yer
alabilir. Bazen sınav kağıdı sadece bir sınav kağıdı değildir; kişinin kendi değerini ölçtüğü bir
sahneye dönüşür.
Kaygı arttığında bedende neler olur?
- Kalp çarpıntısı
- Terleme
- Mide sıkışması
- Zihnin boşalması
- Dikkat dağılması
- Kaçma isteği
- Erteleme davranışı
İlginç olan şu ki erteleme çoğu zaman tembellik değil, kaygıyla baş etme biçimidir. Çünkü
çalışmaya başlamak bazen “ya yapamazsam?” korkusunu tetikler.
Peki ne işe yarar?
Önce kaygıyla savaşmayı bırakmak.
“Kaygılanmamalıyım” demek çoğu zaman kaygıyı büyütür. Bunun yerine şu sorular daha
işlevsel olabilir:
- Bu sınav benim için neyi temsil ediyor?
- Başaramazsam ne olacağından korkuyorum?
- Kendimle ilgili hangi hikâyeyi taşıyorum?
- Performansımı mı, değerimi mi ölçmeye çalışıyorum?
Bedeni regüle etmek de önemlidir. Düzenli nefes, uyku, gerçekçi çalışma planı ve küçük
hedefler sinir sistemine güven mesajı verir. Çünkü beyin belirsizliği tehdit olarak algılar; plan
ise güven duygusunu artırır.
Sınav kaygısı tamamen yok olmak zorunda değildir. Hatta belli düzeyde kaygı performansı
artırabilir. Ama kaygı seni yönetmeye başladığında, onun ne anlatmaya çalıştığını duymak
önemli hale gelir.
Belki mesele “kaygıyı susturmak” değil, onun sesini anlayabilmektir.